Rembrandt ve Çağdaşları

Bu kış oldukça önemli sergilere ev sahipliği yaptı İstanbul. Salvador Dali, Van Gogh derken şimdi de Rembrandt ve Çağdaşları…

Balta Limanı’nda trafikten sıkılıp, kendimi boğazın tatlı serin kıyılarına atıp, yürüdüm yolun geri kalanını. Ve Sakıp Sabancı Müzesi’ne vardığımda uzunca bir sıranın en arkasında buldum kendimi. İçerinin ne kadar kalabalık olacağını daha kapıdayken anlamak da pek zor olmadı. Fakat eserlerini göreceğim sanatçıların çokluğu karşında, bu kalabalığı da normal karşılamalıydım aslında.

Serginin açılmasının üzerinden henüz birkaç gün geçmesi ve hazirana kadar açık kalmasına rağmen ilginin bu kadar büyük olması aslında şaşırtıcıydı. Aynı zamanda ne kadar değerli bir sergi olduğunu da ortaya koyuyordu. Fakat çoğu 1600′lü yılların ikinci yarısına ait eserlerin, alternatif ve muhalif bir çok akıma rağmen bu kadar ilgi çekici olabilmesinin nedeni neydi?

Rembrandt ve Çağdaşları Sergisi’ni gezme fırsatını bulursan eğer, bu sorunun cevabının Flemenk sanatçıların ustalıklarında gizli olduğunu kendi gözlerinle göreceksin.
‘’Flemenk ressamları 17. yüzyılda kendi çevrelerini, enine boyuna ırmaklarla kesilen o dümdüz, uçsuz bucaksız toprakları ’keşfettiler’. O zamana kadar manzarayı temelde düşsel arka planlar için kullanılacak bir esin kaynağı olarak görmüşlerdi. Oysa artık kolayca tanınabilen, gerçekçi sahneler betimliyorlardı; bunlar suyun ve gökyüzünün, ya da mevsim kışsa üzeri paten kayanlarla dolu geniş buz tutmuş alanların öne çıktığı sahnelerdi.’’

Fotoğraf düzeyinde gerçekçi olan bu tablo, Rembrandt’ın portre ressamlığındaki üstünlüğünü vurgulayan önemli eserlerinden biri olarak görülüyor. Fakat sergiyi gezerken dikkatimi çeken önemli bir unsur, Rembrandt’ın zamanla çizgilerinin oldukça serbestleşmesiydi. Sanatının ilerleyen yıllarına ait karakalem çalışmaları da görmeye değer işler arasında.

Ustalıklarını gündelik hayattan görüntüleri gerçeğine uygun olarak resmetmek için kullanan Flemenk ressamları bunun hakkını gerçekten vermişler. Işık etkileri ve gölge değerlerindeki ayrıntılar, boyutların gerçeğine uygun olması bu gerçekçi anlatıma katkıda bulunuyor.

Karşısında durup, uzun süre ayrılamadığım; uzandığımda içindeki insanlara dokunabileceğimi hissettiğim ve alıp eve götürmek istediğim eserlerden biri yine Rembrandt’a aitti. Sergiyi dolaşırken ışık ve sıcak renklerin kullanımında Rembrandt’an etkilenen çok sayıda ressam olduğunu görmemizin nedenini de bu sayede bir kez daha anlamış oldum.
Ben kendi adıma, ışığı gördüm diyebilirim.

Rembrandt ve Çağdaşları Sergisi sadece bir portre resimleri sergisi değil. Serginin muhtelif yerlerine yerleştirilmiş metal, cam, kumaş işler de mevcut. Ayrıca Flemenk Cumhuriyeti için önemli unsurlardan biri olan donanma ile ilgili resimleri ve model gemileri görebilir; zamanın natürmort çalışmalarını inceleyebilirsin.

Serginin yorgunluğu üzerine Sakıp Sabancı Müzesi’nin güzel bahçesinde ve boğaza nazır terasında eğlenceli dakikalar geçirmek de oldukça keyifli. Kısacası sadece güzel bir sergi görmemi değil, kışın ortasında sıcacık bir günde, boğaza tepeden bakmamı da sağladı, Rembrandt ve Çağdaşları.

Gördüğümüz eserler çok başarılı ve gerçekçiydi fakat ben Flemenk ressamlarımız gibi gerçekçiliği, bir zenginin duvarına tablo olsun diye kullanmaktan veya bir sepet çiçek resmetmekten yana değilim. Ama yine de bu konudaki ustalıklarının hakkını vermek gerekiyor.

written by eos1 on 2012-03-06 #news #istanbul #rembrandt #sergi #resim #sabancimuzesi

More Interesting Articles