Petzval_preorder_header_kit

Now Available for Pre-Order - First Come, First Served

Have an account? Login | New to Lomography? Register | Lab | Current Site:

Bir Istanbullu'nun Spontane Keşif Günlüğü

Istanbul'u yine yeniden keşfetmek için bahane çok, yeter ki isteyelim! Biz de, lomolarımızı elimize alıp düştük yollara ve dünyanın aslında yanı başımızda olduğunu fark ettik.

Amaç: Antik görünümlü dünya küre bulmak

Yerler: Beyoğlu, Galata, Cağaloğlu, Karaköy

Bonus: Manzara, sergi, duvar sanatı, insanlar, mezarlık ve pizza

Ben Istanbullu’yum ve doğduğumdan beri sadece bu şehirde yaşadım. Buna rağmen; bu şehri her gün yeniden keşfetmeyi, sanki ilk kez gelmişim gibi gezmeyi, gelen turistlere bazen gönüllü rehberlik yapmayı ve bu şehre dair her şeyi biriktirmeyi seviyorum.
Bu hafta da sokaklarını arşınlamak için kendimize bir bahane yarattık. Uzun zamandır almak istediğim bir şey vardı: Küre dünya! İstediğim gibi bir küre alabilmek için gitmediğim yer kalmadı fakat tam hayalimdekini bulamadım, en sonunda aldığım bir tavsiye üzerine Cağaloğlu yollarına düştük, meğer buradaki kırtasiyelerde çok çeşitli küreler bulunuyormuş.

Galata’dan başladık turumuza, güneşli bir günde bize eşlik eden lomomuz La Sardina ile zaman zaman duraklayıp, gördüğümüz şeyleri fotoğrafladık. İlk önce, yolumuzun üzerinde yer alan Milk’e uğradık, girişine bakmaktan neredeyse içeriye girmeyi unutuyorduk; çünkü binasının önüne yeni çizimler yapılmıştı. O kadar renkli ve canlıydı ki, onları fotoğraf karelerimize eklememek olmazdı.

Sergiden sonra yürüyerek Cağaloğlu’na varana dek spontane bir şekilde gezmeye, önümüze çıkan şeylere de La Sardina vizörü arkasından bakmaya karar verdik. Bu esnada gözüme yeni çizildiğini düşündüğüm bir stencil takıldı, oldukça iyiydi. Görmek isteyen, Balkon Çıkmazı’na yolunu düşürsün.

Galata’dan Karaköy’e doğru inmeye hazırlanırken, meydanda tatlı bir çiftle tanıştık ve La Sardina için poz verdiler, tabii ki önce makinamızı dikkatle inceledikten sonra:)
Tramvaydan inip Cağaloğlu’na varmak üzereyken daha önce dikkat etmediğimiz kadar kırtasiye, kitapçı ve resim malzemeleri satan dükkanların olduğunu gördük. İnsan, bu şehre kameranın arkasından bakınca daha önce fark etmediği ayrıntıları da görüyor, bunu bir kez daha anladım.

Gezimize devam ederken şunu görüyoruz ki, istediğim gibi bir dünya küre bulmak dışında her şeyi yapmışız. Hatta bir ara amacımızdan sapmaya yönelik cümleler kuruyorum: “Neyse boş ver dünyayı şurası neresi, girsek mi?”, “Şurada fotoğraf mı çeksek?” Tam o esnada uzun zamandır görmek istediğim II. Mahmut Türbesi’ni görüyoruz ve tabii ki giriyoruz! Aslında normalde çok sevdiğim yerler değildir mezarlıklar ama bu mezarlığın taşları ve tasarımları gerçekten görmeye değer. Hakkında edindiğim kısaca bilgiyi de paylaşayım hemen: “Osmanlı padişahı Abdülmecit’in babası II. Mahmud için İstanbul’da inşa ettirdiği ve sonradan diğer padişahların da gömüldüğü bir türbedir”.

Cağaloğlu’nda işimiz biterken acıktığımızı fark ediyoruz ve başladığımız noktaya geri dönüyoruz. Sonuç olarak; tam istediğim gibi bir dünya küre bulamasak da, hem gezmiş, hem yeni yerler keşfetmiş hem de yeni makineyle fotoğraflar çekmiş olmanın getirdiği bir mutluluk var içimizde.

Aslında “dünya” ararken, dünyanın yanı başımızda olduğunu fark ediyoruz ve gezdiğimiz yerleri yeniden seviyoruz. Bakalım bir dahaki sefere neler arayacağız? Bahane bulmak kolay, gezmeye zaman olsun yeter!
Hoşça kalın.

written by photostorming

No comments yet, be the first